Rehberiniz-Hayata dair iskaladıklarınızın hesabını yapabilir misiniz?

iyimeslek.com ailesi olarak “Hayata dair iskaladıklarınızın hesabını yapabilir misiniz?” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Hayata dair iskaladıklarınızın hesabını yapabilir misiniz?

Geçen hafta ilan ettim:

Bu hafta yeni bir diziye başlıyorum: Hayatı sorgulayacağım!
Ancak, amacım hayatta başardıklarımı veya başaramadıklarımı irdelemek değil.
Katiyen bir performans değerlendirmesi yapmak istemiyorum.
56 yaşındayım. 56 yıla baktığımda geride kalan tortulara bakmak amacındayım.
Bir anlamda kendimle hesaplaşacağım.

İlk yazılarımı da hayatta ıskaladıklarım üzerine kurgulamak istedim.

Geçen hafta çok iyi bir eğitim aldığımı ama istediğim alanda çalışmadığımı, sırf babamın beni korkutması sonucu “bari kolumda altın bilezik olsun” diyerek ekonomi doktorası yaptığımı yazdım.

Belirttim:

… ekonomi bana, ben ekonomiye hiç yakışmadık. Peki ne okumak, ne olmak isterdim.
Bunu haftaya irdeleyeceğim.

Şimdi bunu yapıyorum.

Kafası hep “insan odaklı” meselelere takılan bir kişi olarak “insana dair” eğitim almayı ve ömrümü sadece bu alanda kafa yorarak geçirmeyi tercih ederdim.

Hamd olsun! Doktora döneminde bir nebze olsun uyandım ve “insan kaynakları ekonomisi” alanında çalıştım. Ama, doktora tezim yine de rakamlara dayanan ve ekonometrik metodlar kullanan bir tezdi. Ekonomi biliminin sosyal bilimler içinde ölçülebilirlik vasfı en gelişmiş bilim dalı olduğunu, bunun için de “somutluk” ve “objektiflik” ölçütlerinde, diğerlerine nazaran çok daha ileri gittiğini inkar edecek değilim. `Ama “ben” ve “rakamlar” iyi geçinen nesneler değiliz!

Ben Anglo-Sakson eğitim sisteminin kendine has bir dalı olan ve insan odaklı her türlü araştırma alanının; ekonomiden tutun felsefeye kadar, sosyolojiden tutun psikolojiye kadar değişik alanların ortaklaşa irdelendiği “mukayeseli edebiyat” alanında çalışmak isterdim.

Çocukluğumdan beri hikaye yazıyordum ama aynı zamanda “bilimsel düşünce” beni çok çekiyordu.

Hala, gerçek “bilim adamları” beni çok cezbeder, onların hayal dünyalarını çok merak ederim.

Ama, bilimin felsefi yönü bana daha yakın gelir.

Bilim ve felsefenin ilişkisi!

Örneğin, insana en yakın alanda çalışan bilim adamları tıp doktorlarıdır.

Onların “Allah” hakkında görüş ve duygularını çok merak eder, nerede ciddi bir tıp adamı görsem “sizce Allah var mı?”, diye sormadan edemem. Belki de canlarını sıkarım.

Ancak, ben yine de “mukayeseli edebiyat” dalında doktora yaptıktan sonra insan odaklı bir alanda, son yıllarda kafayı taktığım şekilde “roman” alanında çalışmak isterdim.

Neden roman?

İnsanın duygu ve düşüncelerini en rahat, en fantastik, en estetik, en derin ifade edebildiği alan romandır da ondan Üstelik, sizden sonsuz yaratıcılık bekler. Hem somut ve makul olmalsınız, hem de istediğiniz gibi uçabilmelisiniz!

İşte benim hayatta aradığım budur!

İlk, orta ve lise eğitimimde çeşitli hikayeler yazdım. Sonra, ekonomi alanında doktora yapmaya karar verince gençlik dönemimde 7 yılımı doktora çalışmalarına ve doktora tezine verdim.

Doktora tezi ekonometrik bir tez olduğu için, benim özlediğim anlamda, içimdeki yaratıcılık duygusunu köreltti. Uzun yıllar yaratıcılığa dayanan hiçbir şey yazmadım. Siyaset ve ekonomi alanında devamlı yazıyordum.

Ama, 1997 yılına dek yaratıcılığın ön plana geçtiği hiçbir şey yazmamıştım. Şimdi harıl harıl yazıyorum. 4.romanımı yeni bitirdim.

Hemen 5.’ye başlıyorum.

Ruh halim şöyle:

Gençlik yıllarınızda bir kıza aşık oluyorsunuz ama yanına bile yaklaşamıyorsunuz. Sonra onu kaybediyorsunuz, hayatınızdan tamamen çıkıp gidiyor. Ancak, aradan uzun yıllar geçtikten sonra bir gün ona aniden sokakta rastlıyorsunuz.

Tamam, “o” eski “o” değil!

Eski endam gitmiş.

Memeler yer çekimine ayak uydurmuş, kalçalar kendini koyvermiş, tende ne eski rahiya, ne de eski tazelik kalmış. Ama gözler, illa ki gözler!

İşte onlar orada! Yine aynen 25 yıl öncesi gibi bakıyorlar ve sizi çağıran o gözlerin içine bir kez daha düşüyorsunuz!

Benim edebiyatla ilişkim aynen böyle!

Onu kaçırdığıma mı yanayım, yakaladığıma mı sevineyim. O artık eski “o” olmadığına göre giden yıllara mı yanmalı, yoksa “kaderde hiç rastlamamak da vardı, şimdi vuslat zamanıdır” diyerek sevinmelimiyim?

Ben ikincisini yapıyor, ama elimde değil, birincisini kaçırdığım için de hayıflanıyorum.

Haftaya hem ıskaladığım, hem de hayatta bir daha hiç yakalayamadığım bir duyguya değineceğim:

İlk aşk!

Yazar: Cüneyt ülsever

Kaynak: http://Hürriyet

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir